24 Mayıs 2012

Yazan: in Aile, Köşe Yazıları | 0 yorum yapılmış

Karısını aldatan “erkek”

Bir insan düşünün:

Kendisini 9 ay karnında taşıyan, hasta olduğunda başında sabahlayan, sevinciyle sevinen, hüznüyle üzülen, şefkatiyle ruhunu besleyen biricik annesini bırakıp;

Yaşamı boyunca kol kanat geren, tecrübesiyle hayatın gerçekleri öğreten, sevgisiyle büyütüp besleyen biricik babasını bırakıp;

Hayatı boyunca her şeyini paylaştığı, birlikte üzülüp birlikte ağladığı kardeşlerini bırakıp daha açık bir ifade ile kadrini kıymetini anlatmaya kelimelerin kifayet vermeyeceği ailesini bırakıyor ve hayatını sizinle birleştiriyor.

Evli bir erkeğin evliliğinin daha ilk gününde bu hususları göz önünde bulundurarak kendine bir yol haritası çizmesi, eşinin kendisine verilmiş kutsal bir emanet olduğunu unutmaması gerektiği kanaatini taşıyorum.

Fedakarlığın bir nevi eş anlamlısı olan, eşlerine kutsal”  bir emanet olan hanımlara hak ettiği değerin verilmediğini düşünüyorum. (Zira bu yazımızda konuya ilişkin ayrıntılı analizler yapmıştık.)

Nitekim kutsal bir emanet olarak nitelendirdiğimiz hanımların eşleri tarafından ihanete uğratılması yüz yılımızın acı gerçeklerinden biridir.

Hepimiz insanız!

Yeri gelir tartışır, yeri gelir kavga ederiz.

Yeri gelir en samimi dostlar bile birbirine darılır, küser.

Aynı hayatı paylaşan eşlerin zaman zaman zıt düşmesi, tartışması, birbirlerine darılmaları da normaldir.

Aldatmanın haklı hiçbir sebebi olamaz!

Şu hususu önemle ifade etmek istiyorum. Evlenme konusunda sizi hiç kimse zorlamıyor. En nihayetinde hayatınızdaki kadın, sizin seçiminiz.

Sevgili beyefendi okuyucularım!

“Ruh ikizini bulmak”  ifadesi bana pek mantıklı gelmiyor. Hiçbir kadın %100 istediğiniz gibi diğer ifadeyle “kopyanız” olamaz. İlla ki sizle uyuşmayan bir veya birçok tarafı olacaktır.  (İstisnalar kâideyi bozmaz elbette.) Bu durumda onurlu olan şey, karınızdan vazgeçmek değil, ona sabretmek, onu olduğu gibi kabullenmektir. Evliliği de kutsal yapan budur zaten.

Birbirinize en zıt olduğunuz durumlarda bile kırmadan, dökmeden orta yolu bulabilmektir evlilik.

 ***

Aldatmak neden suç değil?

Önemini ve kıymetini anlatmaya çalıştığımız kadınları aldatmak ihanetin en büyüğüdür. Bu elim eylemin ceza yasamızda ve anayasamızda suç unsuru olarak görülmemesinin üzüntüsü içindeyim. Bu durumun bir kadın hakları ihlali olduğunu düşünüyorum.

Aldatmak nedir?

En büyük ihanet olarak nitelendirdiğimiz “aldatmak”, bana göre sadece fiili olmanın dışında zihnen veya kalben de olabilmekte.

Nasıl yani? diye sorabilirsiniz.

Bir erkek aldatmayı fiili olarak yapıyorsa hayatı boyunca düşebileceği en aşağı seviyeye düşmüştür zaten. Kadınının önemini, kıymetini bilen bir erkeğin aklında ve kalbinde de hanımından başka birisine yer olmamalıdır!

Hangi ortamda olursa olsun “En güzel kadın kim?” sorusuna vereceği standart bir cevabı olmalıdır. (“Elbette eşim” diyebilmelidir samimi bir şekilde.) Gerek gerçekteki, gerek internet ortamındaki sosyal hayatında karısına söylemediği iltifatvari sözleri her ne niyetle olursa olsun bir başka kadına söylememelidir.

Karısını kıskançlıkla, kaprisli olmakla suçlamadan önce kadınlara karşı tutumunu gözden geçirebilmelidir. Elbette karısı dışındaki kadınlara  deyim yerindeyse “odun” gibi olsun demiyoruz. Bir erkek, tüm hanımlara karşı saygılı ve nazik olmalı, sohbet esnasında güzel bir üslup kullanmalı. Fakat bunu yaparken fazla mübalağalı olmamaya da özen göstermelidir.

Evli olmayan ve evlilik çağına gelmemiş birisi olarak yazdıklarımı “toz pembe” bulabilirsiniz. Bu düşüncenize kısmen hak verebilirim. Fakat unutulmalıdır ki “Aklın yolu birdir” ve olması gereken de budur. 

Murat – twitter.com/makuldusunce

 

 

Yazan: Mâkul Düşünce (26 adet yazısı var)

Mâkul Düşünce web sitesinin kurucusu ve yöneticisi. Gündeme dair olayları bu sitede yorumluyor. Sosyal medyadaki hesapları ise aşağıdadır.


İçerik hakkında düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir